"Kahretsin!"
dedi adam, yanında yürüyen arkadaşının zar zor duyabildiği bir sesle.
Yürürlerken saate bakmak için telefonunu çıkarmış ve iş çıkışı evlerine,
ailelerine, sevgililerine ulaşmaya çalışan insan nehrinin gürültüsünden dolayı
duymadığı mesajları fark etmişti.
"Aramış
mı?" diye sordu arkadaşı. Kafasını çevirip cevap
verecekken kısa bir an duraksadı. Sabahtan beri beraberlerdi ama arkadaşının
kısacık kesilmiş saçlarının görüntüsüne henüz alışamamıştı; buna bir de temizlemek
için gözlüğünü çıkarmış olması eklenince, baktığı yüz tamamen
yabancılaşmış, adamı şaşırtmıştı.
"Daha
da kötü, mesaj atmış. Hem de iki tane..." Kendi dikkatsizliğine kızıyor,
sert bir şekilde telefonun ekranına basıyor, telaşlı hareketleri ve kalın
parmakları yüzünden yanlış yerlere dokunuyor,
mesajlara ulaşamadıkça da siniri artıyordu. İki mesaj da içerik olarak aynı sayılırdı, nerede
olduğunu soruyordu. İlki esprili yazılmıştı, diğeri ise beklenen ve gelmeyen
cevap yüzünden meraklı ve endişeli. Ne kendisi, ne de arkadaşı severdi birisini
bekletmeyi. Neyse ki anlaştıkları buluşma noktası olan meydana 20-30 metre bir yol kalmıştı. Çok bekletmiş
miydi acaba? Adımlarını sıklaştırmaya çalıştılar ama yağmakla
yağmamak arasında karar veremeyen yağmur yüzünden, yapış yapış, insanı boğan,
hareketini zorlayan bir çamur şekle bürünmüş kalabalık, hızlanmalarına
engel oluyordu. Telefonunun saatine baktı. Ne olur ne olmaz, belki dönmeye
karar vermiştir diye, telefonun arama tuşuna bastı. Bu arada "O da her
zamankinden daha erken gelmemiş miydi?" diye düşünüyordu. Kulağında
bilindik, o uzun çalma sesini ilk kez duymuştu ki insan dalgasının arasında
kadının yüzünü gördü. Telefonuna bakan kadın, çalan telefonunun hemen
kapanmasıyla kafasını kaldırdı ve adamla göz göze geldiler. Bir şey demeden
birbirlerine sarıldılar. Adam arkadaşını tanıştırdı. Kadının gözleri
kuşkuluydu. "Merhaba, sen de mi bizimle birliktesin bu akşam?" diye
sordu kırmızı rujlu dudaklar. Sesi nazik ve sempatikti ama hareketlerinden tedirginliğini
fark etmişti adam. Hemen cevap verdi arkadaşından önce davranarak: "Aslında
şehir dışında oturuyor. Bu gün iş görüşmesi için geldi, uzun zamandır görüşmüyorduk, fırsattan yararlanalım dedik.
Geç kalmamak için de erken kalkacaktı ama seni beklerken yalnız kalmayayım diye
bana eşlik etti." Arkadaşı da adama dönüp, elini uzatmıştı bu esnada.
"Ben de yavaştan kaçsam iyi olur aslında
abi, kendine iyi bak, imkan bulursam yine gelmeye çalışırım. İş görüşmesinden
de bir haber çıkarsa sana bildiririm." dedi. El sıkıştılar, sarıldılar ve
arkadaşı arkasını dönüp koşar adımlarla, tıklım tıklım dolu meydanda gözden
kayboldu. Kadın, yüzünde eşine zor rastlanan gülümsemesi ile adamın koluna
girdi ve arka arkaya kelimeleri sıralamaya başladı. "N’aber, nasılsın? Ben
çok iyiyim, bu gün o konuştuğumuz konuyu hallettim, çok mutluyum." En az
dişleri kadar beyaz teni ve gamzeleri ortaya çıkmış gözleri birer yıldız gibi
parlıyordu. "Çok sevindim senin adına." diyebildi adam, zaten başka
ne diyebilirdi ki? Konuşma esnasında taş döşeli yolda insan akıntısıyla aynı yönde
yürümeye başlamışlardı. "Karnın aç mı? Yemek yiyelim mi?" diye sordu
adam ama daha soruyu sorarken dolgun dudakların bükülmesinden kadının
memnuniyetsizliğini fark etmişti. "Gerek yok canım aç değilim, hem ben çok
mutluyum, bir şeyler içebileceğimiz bir yere gidelim." dedi ve hemen
ekledi "Ama ben rakı içerim." Adam biraz gerildi. Öyle bir şeklide
söylenmişti ki bu cümle, sadece bilgilendirme amacı ile mi söylenmişti yoksa
bir dayatma mıydı anlayamamıştı doğrusu. Hem de şaşırmıştı, ne yani şimdi
meyhaneye rakı içmeye mi gideceklerdi iki kişi? Adama garip geldi çünkü ona
göre rakı, düğün ya da özel kutlama
yemeklerinde eğer öyle bir durum yoksa da evde veya meyhanede, ama mutlaka hem
üstü, hem de çevresi kalabalık bir masada içilirdi. Zaten hep merak etmişti;
eğlence mekanlarında veya barlarda,
ayakta sağa sola sallanan insanların, ellerinde biri saydam biri beyaz
sıvı dolu, ince uzun bardaklar ile ne
içtiğini. Aslında hiç sevmezdi rakı içmeyi;
tadı votkadan bile kötüydü onun için ama uygun koşullarda muhabbet, alkolün
sertliğini alır; kahkahalar tatlandırır, paylaşılan dertler de çekilir kılardı anason
kokusunu. Aklına bir de kadının geç saatlere kalmadığı geldi. akşam iş çıkışı
buluşurlar, on gibi de evine dönerdi. Saatine baktı, sekizi geçmişti. Zamanın
kısalığı ve gözünde canlanan sahnenin çelişkisi
içinde pırıl pırıl gözlere bakıp sordu;
devamı gelecek.....(edited by http://liria.tumblr.com/)
bu halini daha çok sevdim kesinlikle (:
YanıtlaSilBeğenmene sevindim. :)
YanıtlaSil